Selim Tokgöz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selim Tokgöz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2017 Cumartesi

HENGÂM-I BAHAR

Selim Tokgöz


gündüzler uzuyor
sen ağlıyorsun.

gözlerinden dökülen incilerden
kolye diziyorsun gerdanına
kıskanıyor azfendak,

kıskanıyor bir zambak
-çiy damlalarıyla-
bir hengâm-ı bahar deminde
bürünemedikleri zerafetini senin.

sancıların, döşeğinde uyuyor mazinin
aman! narin gezdir can duvarında anı
irkilmesin berrak düşlerinle
ele/güne/yabana karşı yerden gelen hüzün



yorgunsun gibi.

ölüm sükûtu sinmiş yüzünü
yıka gölgemin damarlarıyla.

uzun acılar divanına
ser ağır başını boydan boya
serencamını bağrıma daya,
uzan da dinle
doya doya:

ıslık; dil ile dudak
arasından…
çığlık; gönül ve gırtlak
yarasından doğar.

21 Nisan 2017 Cuma

seyr-i setr

Selim Tokgöz


sofralarda emek artıkları varken
ve gözlerde hâlâ aşlar görüyorken
arş-ı âlâ yönünde diz çöken gönlüm;

lokmayı setrediyor dilime, hâlim.


başlar dik, işler eğik, düzen pespaye;
köşe bucak gezen her kucak sermaye.
nerde ağlayan er, dağlayan fer, gaye?

tokmağı setrediyor elime, zalim.


yaz güze döner, kırılır tınıyan saz;
açılmayınca dostu tanıyan pervaz.
öze dokunur, postu kanatan her naz;

hokkayı setrediyor ilime, âlim.


15 Mart 2017 Çarşamba

vaveyla

Selim Tokgöz


“inanmak büyük kumar”
diyor cüzzamlı, duyun;
sonlu kaç darağacı
dalı, dala duacı?

zengin fakirden umar,
güder çobanı koyun;
canlı maç durur iken
kim kime vurur diken?

ne arar özde gam, ar;
kapan ey göz, ten soyun (!)
tanrı, haç, aksesuar…
ne tok, ne hak sesi var (?)

sızlarken kör bir damar
iliğne yaslı ruhun
gönlü aç hangi şiir
dile delil getirir?

25 Şubat 2017 Cumartesi

ŞAKRAK BESTE

Selim Tokgöz


                                                                                   ...
                                                                                   teşrifinle, ruşen gün
                                                                                   yakındır sayaraktan;
                                                                                   ahşap sırabanklar dün
                                                                                   ayırttım, arka parktan. 



şakrak beste
Selim Tokgöz

ölümüm erken nefeste olacak
-gülerken hüngür hüngür-
râvisi hak şairlerinkine benzer
okkalı bir mısra düşecek dilimden
yalınızlığım su dökecek ardımdan tek

sen de bil diye söylüyorum
dinlemesen bile yine, ey gül!
biliyorum -çünkü diliyorum-
ölüm denen sonsuza dönüm
bir soluksuzluk olarak değil,
aşk sarhoşluğuna daldığım
yönsüz oluğunda boğacak
ve eridikçe gurursuz tenim
mânam, mayamdan doğacak.

her can yükünü kendi sırtlanır
kendi ıssızlığına yürür ve ölür.
sanki arabesk şarkıydı yaşamak;
ölümümse, sesi gür
ahengi şakrak bir beste kalacak.

21 Ocak 2017 Cumartesi

yengeç dansı

Kireçburnu Rıhtımı, İSTANBUL / Ocak 2013

 yengeç dansı 
Selim Tokgöz

silkiyor gözlerimizi sürmeli
nakarat çırpınışları kalbimizin

iki doğum arası düğüm düğüm gerili
hamaklı düğün sefası öğünlerimizin alyansı

yaslanışı el ele dudaklarımızın silüeti
tinsel zelzelelere gebe

geç ürüyor rüyeti

güleç büyüyor dozunda sızıyla
vezin denizinde ozan

ve yürüyor aşk veçhe yengeç dansı

. .. . .. .

aklımı astım asalı gölgene
.
.
bozuldu güzel söz düzen tüzel
-hızır hızıyla-

geceler ayaz müptezel
 heceler naz uzleti zihin.

21 Aralık 2016 Çarşamba

beklenti

Selim Tokgöz


Cağaloğlu, İSTANBUL /2011
Cağaloğlu, İSTANBUL / 2011

iki beden uz durur;
sanılır, yabancılar.
sevileri bu sakin
hâl-i mevzubahisle
durdurur ne anları.
oysa onlar duyurur
iç seslerini hisle
birbirlerine, lâkin;
yürekleri sancılar
doludur ve canları
bir beklentide kurur.



25 Kasım 2016 Cuma

karartı

Selim Tokgöz


yorulunca savrulur gece tahminlerden
bir iz solur yalanlardan alev yontan dil
umut sofrasını kurunca takvimlerden
gerer tenine azfendak turuncunu gül.

camların buğusunda sırra kadem çehre
dudağından süzme alımını şarabın
kor dağlı edip gönlünde gök sal tek barın
ne çetrefil iş dehre ne serzeniş şehre

korku değil ayrılık değil hiç de değil
pıhtılaşmış boşluğu aşkla yar ardı hû.
dinliyoruz sükûtunu beklerken İsrâfil
kâf`ı düşü a'rafı delen karartı bu.

21 Ekim 2016 Cuma

doğum saati

Selim Tokgöz


girişin hani gönlüme ekimdi
ve adeta sundu hayat hasatı

bir aralık sızdı ya
su misali
                 aşk mihali
devrildi sandı dünya
hava içre, toprak üzre ahali

saâdete sondu doğum saati
gidişin ani ölüme hekimdi.

8 Eylül 2016 Perşembe

lal bûse

Selim Tokgöz


melül mahzun düştü güzün
bulutlu gözlerden dalların diline

eylül bu değilsin, bırak
çatlasın toprak;
yadigâr bir lal bûse
gibi konacağına
yanağına
pak benizli ölümün.

ey gül; su…
beklediğin âzâde gün
-ki o berrak-
eğilsin dikenine
yine, salınarak.

3 Eylül 2016 Cumartesi

Cebirsel tabirle: “şair, aşk ve sair” kompleksi

Selim Tokgöz


Hayat, hadsiz dereceden çok bilinmeyenli denklem misali; şiir ise tıpkı polinom...

Şair, hayatın türevini alır gibidir karaladıklarıyla. Hayattaki bilinmezlikler öylesine yoğundur ki, her hamlesinde o meşhur “hiç”e yani vuslata bir adım daha yaklaşıyor gibi görünse de aslında anı seyrediyor denebilir.

Ya limiti yoktur -mütemadiyen- karşısında belirip sönümlenen heyulaların farklı yolların hedefinde olmasından yahut limiti sonsuzdadır; düş imarındaki gülüşlerin mihmandarına.

Ma'şukası ile varabileceği ortak noktaları olsa dahi süreksizdir ve hiçbir zaman-mekân içre türevini alamayacağından dökemez sırrı mısralara.

Hayattaki değişkenlere bağlı olarak fonksiyonları da sürekli değişir düşüncelerinin; parabolik eğrileri şekilden şekile girer. Yaşamın yansıyan yüzü en pozitif durumdayken bile kritik noktalarda usu dibe vurmuş görünebilir; lakin ahvali böylesi vurgunken dahi onun kolları semavata yükselirken gönül nazarı hakikate nazır vaziyettedir.

Ey, Mekteb-i Yusufiye saydığı öz zindanında ordinaryüs olan ve fakat evvelen yalnız aşk bahsinden ikmâle kalan kârî! Gönlümden sökülenlerin integralini al ki şayet vesilesiyle -belki- bulabilirsin cümle hayat tezini bağrında karalayan yâri.

16 Ağustos 2016 Salı

BONKÖR DİLENCİ*

Selim Tokgöz

"...

– Nazarını sollamış hadde nazını kollamış bir Nisbetiye Caddesi kızı;
nasıl soysun da doysun alametifarika yakalı bir yazarın kabuklu söz derisini, yahutsa
nasıl oysun da duysun allâme fiyakalı bir şairin ahenkli göz teri sesini, özü yakutsa?
 
–  Ey dilenci, söyle o vakit; körlük illeti mi şu nâzende kalbimi boğan kasvet?
Öyleyse şayet... âh, nedir ya bu hâle müstahak diyet?

– Hayret -ki kör bir dilenciden medet dilenmektedir hakiki bir kör ve fakat
asıl elim hadise bu değildir, zira...  öz reçetem kifayetsiz kalacaktır size, heyhât!
 
– Sebep?
 
– … Tâ ki siz kör değilsiniz küçük hanım, körlük sizin hakikatiniz!

..."

                                                                                                           


*Okuduğunuz metin, yazarımızın yayımlamayı düşünmediği “Bonkör Dilenci” romanından iktibas edilmiştir. (Y. E.)

acrostic sonnet

Selim Tokgöz


esrik bir hayalperest denli uçar endamla
seyranı şavkı dolu ay kadehinde sermest,
mülayim talanları süreğen serencamla
eskitir edip nârı aşkın lehinde abdest.
raks ile ma'ruf hâli yankı bulan esmerin
vazosunda serinin sulanan saç kadar hür,
esse yelsel ezgisi savruk ve her an serin
selvi gölgesindeyken diner nemli tahassür.
ey can katresi umman derununda giz mercan
râm olmak hercai bir bahtsızın değil harcı,
meydanı öz yurdunun kimsesizlere derman.
el üstü taht içre çok er gördüm der mezarcı:
   son dem evvel sıyır ten, s\aklın kızıl yakutsa;
   tükenmeden som maden, yoku ıssızla kutsa.