8. Sayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8. Sayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2017 Çarşamba

YAS

Nurullah Yiğit


tutar şimdi
gecenin yasını
yaşlanmış göğsünde
ve titretir dünya sazının
eskimiş neşesini
erimiştir “aşk”ı karşısında
mumyalanmış ışıklar.

gezinir ruhunun
temizlenmiş köşelerini
öykülerini burada yazar.

yüzsuyunu akıtır
acı giyinmiş notalar üstüne
karaltıları bir kibrit çöpüyle
aydınlatır.

ne çok dik ne çok eğri
kalemini böyle tutar
bilinsin istemez
henüz dokunulmamış
yanardağ gibi sırrı.

kalemi gibi sırrını da sıkı tutar.

yaslanır gecenin paslanmış yastığına
uzanmak istemez, yaşlıdır çünkü
yüzü hüzünlüdür



vaveyla

Selim Tokgöz


“inanmak büyük kumar”
diyor cüzzamlı, duyun;
sonlu kaç darağacı
dalı, dala duacı?

zengin fakirden umar,
güder çobanı koyun;
canlı maç durur iken
kim kime vurur diken?

ne arar özde gam, ar;
kapan ey göz, ten soyun (!)
tanrı, haç, aksesuar…
ne tok, ne hak sesi var (?)

sızlarken kör bir damar
iliğne yaslı ruhun
gönlü aç hangi şiir
dile delil getirir?

TESİR

Elif Musaak

Şu karanlık gecenin sahibi, intizamındaki heybetini nasıl da kusursuz seriyor yeryüzüne. Güzelin cilbabı gibi örtüyor hazinesini siyahın en koyu tonu ile. Ey aşk, seninim diyen biçarelerin yüzüne dön de bir bak! Sebep bekleme ne olur, zira yaradılış hakikatinin dehşetinden tutuşmuş yüreklerindeki korla beslenenler en büyük delildir Mecnunlara. Sevda çöllerine düşmüş medet bekleyen bir can nasıl iz bıraksın yokluğa attığı adımlarında?

Kuşun kanadında gizli değil midir uçabilmenin tarifi? Takva ehli olabilmeninse, emaneti ölmeden teslim edebilmektedir. Hayat şarkısıdır bu, sözler seninle beste yapılmış. Ömür sermayesi dediğin, aslına yapıldığında kazanılırmış. Soru da, cevap da sende. Unutma! Ümitvar olmak en büyük yevmiye. Elbette korkacaksın yaptıklarından; ancak çekeceğin cezadan değil çalacağın kapıdan. Hayat bu, ömrümüzden eksilen kim bilir kaçıncı gün; ama dün bitti, şu an ise yaşıyor tüm hisleriyle.

Yaratıcı’nın herkes üstündeki tasarrufu birer derstir dinlemeyi bilene. Başını secdeye koydurup seni muhatap alıyorsa işte o zaman fevkalbeşersin, artık kime ne?

Dilin yalnız “o”na dönse
kalbin yalnız “o”nun beyti olsa
gözlerin yalnız “o”nunla görse
ellerin yalnız “o”na uzansa
ve ayakların yalnız “o”na gitse
o vakit “sen”den kurtulup vuslata erdin işte.

Amelin niyetinin vitrini, boşuna gösteriş kestirir sonsuza ektiklerini. Biçmek şöyle dursun can suyu kadar iyi niyetin olsun. Sevgisiz yürekler üşürmüş, sevdan baş ucunda dursun. Affet, sana yük olan tüm kötülükleri. Duan "herkese" en çok da seni üzenlere olmadıktan sonra kurtulamazsın prangalarından. İstemez misin sonsuza damlayan tertemiz bir katre-i ummanda yok olup hiçliğin kıyısına vurmayı ey can?

İYİ VE KÖTÜ

Hüseyin Ersin


Herkes iyi bir şey yapar
Herkes kötü bir şey de yapar
Edilebilir iyi kötü bir şeyler
Vardır çünkü içinde insanın
İyi ve kötü
Zorbalık
Gammazlık
Ve vefa
Ve sadakat
Sır değildir çirkin
Gök bazen fazla yırtınır
Kavgada mertlik bozulur
Yahut kalem alın yazısına bilenmiştir.
Evveldendir
Suç ve günah
Lâl olabilir dil
Kulak sağır
Kem küm edebilir ağız
Bir şehrin ortasında yaz
Öbür yarısında kışlar çetin geçebilir
Kupkuru bir çölde de yaratılabilirdi insan
Yaşayabilir hiçbir şeysiz her an
Karanlıksa kendiliğinden bürünür sûrete
Destur almadan yaşar kayalıkta
Bir karış ot ölümüne.

Kes(k)in Dönüş

Bülent Bulut 

Ruhu olmayan bir şehirde, kendi öz bedeninde gurbette olan insanlar görüyorum. 
Hayretim var buna. 
Nasıl olur da insanlar ruhlarının vatanı olan o sevgiliyi aramaktan aciz olabilir? 

Hâlbuki tek arzusu bilinmek olan o sevgiliye ayna olmamak ne ayıp. 
İçinde bir -sen- daha olduğunu bilmeden kendini yegâne sanma sersemliğine düşmek ne ayıp. 

"Riya girdabında rüya görmekte göz 
Gördüğü rüyayı öz sanmakta göz"

Endişeliyim, çok endişeliyim; bu dünyaya bir mezar taşından fazlasını bırakamayacaklar için. En fazla üç nesil sonra ismi unutulacaklar için. Ömrünü esersiz tüketenler, bir de emelsiz öğütenler için. Başını yastığa rahat koyanlar ve nihayette uyanınca gözleri yerinden fırlayacaklar için. Endişeliyim rüya görmeyenler ve hayal kurmayanlar için. Vicdanından bucak bucak kaçanlar ve sevgiden uzak olanlar için. 
Endişeliyim.
Araya bir boşluk bırakıyor ve...

Sana sesleniyorum!
Hayattan mezun olup kabre atanmadan önce; 
Bir şey bırak gitmeden 
Ya da ölme!
Tabiî, geliyorsa elinden.

O Gülüş

Kerem Yıldız


O gülüş ile avladın içimdeki canavarı
Gamzendeki okları sapladı mızrakları

O gülüş ile kapladın kainatı alemi
Kaybettim dudağının arasında bu devi

Bu davanın aşk ile dönen çemberi
Takılmış gönül şimdi değil ezeli

Silahın aşk atışı yapar benim hedefi
Sol yanımdan vuruldum kalbim esiri

Nefessizin hayatının aşk nefesi
Nefislerin düşmanı ruhun aşk eşi

Baharın habercisi insanlığın nefesi
Gönlüm toz paresi bu aşkın divanesi

Hiç geçmesin milyonların iç sesi
O gülüşe bin can feda tenezzül et SEVGİLİ

AYTMATOV VE BEYAZ GEMİ ÜZERİNE

Mücahit Kılıç

Kırgız dağlarının eteklerinde, ovalarda ve yaylalarda en berrak hâliyle doğanın içinde bir çocuk ve dedesi Mümin. Bir başkaldırı ve hayal içre sürdürmekte ömrünü bu ikili. Bir Beyaz Gemi, Maral Ana ve hayaller, rüyalar… Türk edebiyatının son dönem romancıları içinde müstesna bir yeri olan Aytmatov, özellikle kullandığı mitolojik ve kültürel ögelerle de dikkati çekmekte. Türk töresini, destanlarını ve kültürünü bize yansıtan Aytmatov, bu romanda da aynı şekilde karşımıza çıkmakta. Misal Maral Ana bir geyikten ziyade Kırgızların töresini ifade etmekte. Beyaz Gemi ise bir milletin beklediği güzel günler, yarınlar… diyebiliriz. Sovyet Rusya döneminin baskıcı ve zalim yönetiminin zulümleri altında acılar yaşayan binlerce Türk gibi tıpkı Mümin ve torunu da eziyetler içinde ve zalim bir insan girdabının içine düşmekte. Ancak hayaller ve amaçlar hiçbir zaman bitmemekte ve bu sebeple çocuk her seferinde kayaların üzerine çıkıp o gemiyi tekrar beklemekte. Dedesi Mümin ise sıkıştığı her vakit Maral Ana’dan yardım istemekte. Romanın trajik yanı ise zalim Orozkul ve arkadaşlarının Maral Ana’yı ve dolayısıyla töreyi yok etmesidir. Çünkü Maral Ana; Mümin ve torununun tek güç kaynağıdır. Ayrıca Aytmatov’un romanda Maral Ana’yı bizzat Mümin’e öldürtmesi de bir başka yorumu gerektirir. Mümin, Maral Ana’yı gafletle ve biraz da zoraki öldürür. Bunun üzerine kutsalı ve tek ümit kaynağı olan Maral Ana’yı kaybeden çocuğun sığınacağı tek bir liman kalmıştır: Beyaz Gemi. Hayallerinin ve en güzel beklentilerinin sebebi o Beyaz Gemi. Babasını ve yarınlarını taşıyan Beyaz Gemi. Bir gün o gemiye kavuşmayı arzulayan çocuk, hayallerini hep diri tutmuştur. Bir balık olup o gemiyi yakalamayı amaçlar. Sonunda tek kurtuluş, tek çıkış ve yarınlara erişmenin tek yolu olan Beyaz Gemi’ye doğru kendisini soğuk ve azgın sulara bırakarak yol alır. Bize de geriye şu soruyu bırakır: Bir gün hayallerimiz ve yarınlarımız yok olmaya yüz tutuğunda kendi beyaz gemimize doğru korkusuzca kulaç atabilecek miyiz?

fâtıma ve hüzün meselesi

Mustafa Yıldız


fâtıma
araştırılıyor içimde çıkan yangının sebebi
gazetelerde görmüşsündür.
aydınlatılamayan hüzünler vardır dünyada
hüznümün davası hâlâ görülür.
kimse bilmiyor, bilmiyor fâtıma
gururum ve kibrimle
benim hüznüm bölünmez bir bütündür.
gazetelerde görmüşsündür.

fâtıma
üniversite sınavında sorulmasa da
bugün hüznü anlattım a sınıfına
söz hakkı vermedim parmak kaldıranlara
hüznü anlattım bugün tam kırk dakika

gelelim sana
otur şöyle, geç karşıma
gözlerinin, hiç görmediğim saçlarının
o sabahsız gecenin
şairliğimle (!) bir ilgisi yok fâtıma
kendine pay çıkarma
doğruyu buldum ben artık
ve seni kendime itiraf ettim
sen terk ettiğim en güzel hurafesin
inandığım tek hurafe sendin fâtıma

seni görememek
sadece seni görememek olsaydı / keşke

neyse, konumuz hüzün
sakın parmak kaldırma
konumuz hüzün fâtıma
sırası değil, Allah aşkına
bana dünyayı savunma
ne geldiyse burada gelmedi mi
başımıza

fâtıma
sen hüznü ne sanıyordun
bir düğün sonrası lüks restoranda
kahkahalar atmak
bardakları birbirine vurarak
sesler çıkarmak
ya da bir espriye çak yapmak mı
hüzün bunlar değil
bunlar hüzün değil fâtıma

bunlar sizin hayat kaynağınız
bunlar sizin yaşam standardınız
bunlar âdetleriniz sizin
hiç vazgeçmediğiniz

ben incelmiş bilekler
zayıf beden ve ritmi bozuk bir kalple
ben, fâtıma, ben
bütün hayat kaynaklarınızı
yaşam standartlarınızı
bütün âdetlerinizi
ve seni reddediyorum

sözümü kesme, bitireceğim bu şiiri
sesimi daha da yükselteceğim
oysa bununla emrolunmamıştım ben
bununla emrolunmamıştım.
ben alnındaki izlerden tanırdım seni
fakat yad izler kol gezmiş alnında
tanımamı sağlamayacak hiçbir vesile
ben artık tanımayacağım seni
biz bir daha tanışmayacağız fâtıma

mühim değil bana verdiğin sözler
ama “bela” dediğin gün
verdiğin sözü hatırla Allah’a
sakın unutma.

her şeye rağmen
hayrı yazan bir mısra iliştirsem
şu boş sözlerin arasına
bunun hatırına o gün
verirler mi seni bana sağ elimden
senden başka bir şey yazmayan o defter
beni kurtarmaya yeter mi
ellerini çek fâtıma
en iyi sen bilirsin
ateşe tuttuğum kini

beyhude hayal olsa bile
saklasam seni, saklasam, saklasam
hiç olmazsa bir kere
zamanın gelir mi

sen bir uçta ben bir uçta olsak da
biz kalbimizden çekileceğiz hesaba

hiç vazgeçmedin, terk etmedin
adını dilinden düşürmedin dedin
asla bilemedin, bilemeyeceksin
sen kolay sanıyorsun
inanmak istemiyorsun
ama Ahmet yazmak yıllarımı aldı fâtıma

sen ellerin titremeden yazabilir misin şu masaya
gözlerinin yaşını tutabilir misin
evet, tam şuraya Ahmet yazabilir misin
kolay değilmiş, inandın değil mi

fâtıma,
Ahmet’in anlamı nedir
sen hiç öğrenemeyeceksin

inat olsun diye değil
ben hiç vazgeçmeyeceğim
terk etmeyeceğim
adını dilimden düşürmeyeceğim
düşürmeyeceğim

seni inkâr, küfür sayılmaz
reddediyorum adınla başladığım
ve adınla bitirdiğim bu berbat şiiri de
reddediyorum
reddimi kabul et
fâtıma
                                           Şubat 2017